Ben utanaydım, ama, bunlar gerçekleşmeyeydi

Bir siyaset bilimci, ülkenin en büyük haber sitelerinden birinin sahibi ve sıradan bir müslümanın firaseti ile, AKP'nin, CHP'nin, Tarikatların, Masonların ve özellikle de Cemaat'in yapıp ettiklerinin bu ülkeyi nasıl adım adım felakete götürdüğünü yazmaya çalıştım.
Beni haksız para cezaları ve davalar ile sindirdiler.
Belgelidir tüm bunlar!
Devleti dava ettim, kazandım.
Diğer tüm davalardan beraat ettim.
Türkiye'ye darbeden hemen sonra dönüşümün en büyük sebeplerinden biri, son duruşmama girmek içindir.
Sitemi de bir daha açmadım.
Pek çok yazımda, "Ya Rab! Ben yanılayım, beni utandır! Haksız çıkayım, ama öngörülerim gerçekleşmesin" diye yalvardığım oldu!
Kürt meselesi konusunda, bir yandan, ılımlı yaklaşımı desteklerken, bir yandan, "Habur Rezaleti"ni eleştirdim, bir yandan da: "Osmanlı Osmanlı diye tutturdunuz! Bari Osmanlı'yı gerçekten anlayabilseniz! Osmanlı'nın fiilen dağıldığı 1914-18'de Balkanlar'daki bir ülkede(sanırım Bulgaristan idi) Müslüman-Gayrimüslim nüfus oranlarını biliyor musunuz?" diye sordum ve cevabını verdim:
"%70 müslüman %30 Gayrimüslim"! Nüfus dengeleme, Osmanlı'nın en büyük politikasıdır! Kürt kardeşlerimizi Türkiye'nin her yerine yaydınız! Eyvallah! Başımızın üstünde yerleri var. Kendi memleketleridir! Peki Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da, örneğin Diyarbakır'da, bugün, Kürt-Türk nüfus dengesi nasıldır?"
Eğer korkulan gerçekleşirse,  ülke bölünürse ... Sadece bu sorunun cevabı, geçmişden bugüne tüm Cumhuriyet Tarihi'nde Kürt politikası uygulayan politikacı esnafı ve bürokrasinin yargılanmasında suç delili olarak kabul edilmelidir! Devlet yönetimi çocuk bahçesinde oyun değildir! Bu kadar büyük hata olmaz, yapılırsa, bedeli er geç ödenir. Öldükten sonra bile, yargılanır, itibarı geri alınarak ödetilir! 
Devleti, dini, kamu ve özel sektörü ... Tüm kurumları yozlaştırdılar. Ortada, kendisi ile çatışan bir devlet bıraktılar. Temizle temizle bitmiyor! Bunları rahat rahat yazıyorum. Zira, bu ve herşeye rağmen burada açıkça yazmak istemediğim bazı gözlemlerimi, sanırım 2010'da, Sn. Cumhurbaşkanımız'ın Başbakan olduğu dönemde, bizzat Başbakanlık Binası'nda, usulü ile ilgilisine aktardım. Herkes herşeyi biliyordu. Bundan dolayı rahat rahat yazıyorum. Herşey de belgelidir. Başbakanlık Binası'na tüm giriş çıkışlar kayıt altındadır.Kaldı ki, bana kadar, kimler ne uyarılarda bulunmuştur. Bu vebali yok sayıp, kimse ama kimse kendini temize çıkartmaya çalışmasın. Daha Siyasi Partilerin içinde bir temizlik görmedik. Dahası, FETÖ'nün asıl beyin takımına kimse dokunmadı. Jet hızıyla yükselmeye devam ediyorlar!
Cemaat'i, masonları ve cemaatçikleri ülkenin başına kabus ettiler! Evet evet! Yanlış okumadınız! Masonları! Ne sanıyorsunuz? AKP medyasının ve bürokrasisinin en ballı börekli makamları, masonlara emanettir. Birinci elden şahidiyim. İsim isim açıklarım!
Bunlar sadece AKP'ye has hatalar da değildir. Belirtelim!

AKP'si, CHP'si, bürokratı, eliti ... Hepsi, global rüzgarlarla yönlendirilen aletlerdir. Malesef:

"Seçkin" olarak devşirilen kendi evlatları tarafından tecavüze uğrayan kitleler çağındayız. Bir yandan devlet, bir yandan cemaat, bir yandan da şirketlerin baskısı altında, kitlelerin köleleştirilmesi çok uzun süre devam edemez. Devletler, cemaatler ve şirketlerin etkinlikleri çok net şekilde sınırlandırılmazsa, insanı hayvan ve makineden ayıran tüm değerler yok olacak. Global odaklarca yetiştirilen seçkinlerimiz, bunların sayesinde ne yaptığını bilmeden emir uygulayan siyasetçilerimiz, Allah ya da Atatürk diyen herkese, önüne ardına bakmadan oy veren ve daha sonra seçkinleri tarafından yozlaştırılan bir milletimiz var. Alın işte, yıllarca bas bas bağırdık, anlatmaya çalıştık cemaat kadrolarının ne olduğunu. Kendi elleri ile her yere yerleştirdiler.  Allah dediler, hiçbir zaman faize bulaşmayacak bir kitleyi de gırtlağına kadar faiz batağına soktular! Bunların "müslümanlığı", diğerlerinin "Atatürkçülüğü ve Milliyetçiliği"nden hiç farklı değildir! 

Bir yandan masonlar, diğer yanda Cemaat, İHL'ler ve Tarikatlar. Tümü de, hem kendi devletimiz hem de diğer devletler tarafından zehirlenmiş, güvenilmez kaynaklar. Bu sadece bizim devletimize de özgü değil. Bizde Cemaat ile yaptıklarını, örneğin Arjantin'de Opus Dei ve Scientology ile nasıl gerçekleştirdiklerini de bizzat gözlemledim. Uzun hikaye. Seçkinler teorisi okumak lazım. Bu konuda da yazılarım var bu Blog'da.

Gelinen noktada, kimin haklı çıktığı ortadadır. Çıkmaz olaydım.
Ülkede güvenilir kurum bırakmadılar.
Devlet mekanizmasını yerle yeksan ettiler.
Daha da beteri, iki partili başkanlık sistemine götürmek için, ülkeyi, iç savaşın eşiğine getirecek kadar gözleri döndü.
Suriye, bambaşka mesele.
Suriye ile ilgili, İsrailli bir üst düzey yetkilinin, USAK'da, "Şii hilali, şii hilali" diye tutturup, bizi İran ile karşı karşıya getirme goygoyuna verdiğim cevap, devletin arşivlerinde ve orada olan pek çok medya mensubunun belleğinde kayıtlıdır. Bunların tümü video kaydı altındadır!
Arap Baharı'nın tezgahlandığı üst düzey NATO toplantılarında bulundum. Sıcağı sıcağına yazdım öngörülerimi, aşağıya, o yazıyı tekrar alıntılayayım. Ama bunlar, "Arap Baharı dediğiniz şey NATO tezgahıdır" diyemedi! NATO'nun arkasına takılmakla elde ettikleri bugün net bir şekilde ortadadır. NATO'nun gerçeği ile yüzleşiyorlar. Şimdi gider, Rusya'nın arkasına takılır, Rusya'ya kul köle olurlar. Bunların bağımsız düşünme yeteneği yoktur. Şu son suikast ile, Rusya bunları esir alacağının işaretlerini verdi. Perinçek de farklı değildir. Bugün fırsat buldu, Rus-Çin yanaşmalığını, "bağımsızlık" diye pazarlayıp mutlu oluyor, itibar kazanıyor!
Ben bunların tümünü yazılarıma da döktüm.
Herşey unutulacak, bunların kim, ne olduğunu, kimlere hizmet ettiğini kimselerin bilmediğini sanıyorlar.
Rezilliklerini, tüm toplumu kendilerine benzeterek örtebileceklerini sanıyorlar.
Hayır!
Hala hatırlayanlar, hala, tüm bu olup bitenin farkında olanlar var!
Gücüm olmasa da, hafızam ve muhakemem yerinde çok şükür!
Alın, 2009 ya da 2010'da katıldığım bir NATO Toplantısı'ndan aktardıklarım:
Bu yazıyı, 2009 ya da 2010'da, Berlin'de katıldığım bir "gayrıresmi NATO zirvesi" sırasında, o zamanlar sahip olduğum tumgazeteler.com sitesi için yazmıştım.
Siteyi kapatalı uzun zaman oldu.
Arşivde arama yaparken, başka haber siteleri tarafından alıntılandığını farkettim, kendi Blog'umda da yayımlayayım istedim.
Bu yazı, "Arap Baharı"ndan önce yazılmıştır! Şimdi çark etmiş yalama medya Arap Baharı'nı, "bahar, demokrasi, çiçek, böcek" sloganları ile pazarlayıp, halkımızı aldatırken, "bu işin altında başka işler var" diyerek, ekonomik-siyasi analizler ile o işlerin hakikatini de anlatmaya çalıştım. Hepsi, hiç utanmadan koltuklarında oturuyor! Türkiye'de liyakat zinciri, yüz yıllardır kırıktır! Bunun sebebi de, ancak, "seçkinler teorisi" doğru düzgün analiz edilmekle anlaşılabilir. Uzun hikaye, vesselam! Her millet, layık olduğu şekilde yönetiliyor!
Çok ilginç gelişmeler olacak!
23 Mayıs`dan bu yana, Institute for Cultural Diplomacy(Kültürel Diplomasi Enstitüsü) isimli Sivil Toplum Örgütü`nün davetlisi olarak Berlin`de idim.

Davet sebebi, bir hafta sürecek, 3 bölümden oluşan bir sempozyum idi.

Sempozyumun birinci ve ikinci bölümleri, daha çok, "Kültürel diplomasi", "Yumuşak güç(soft power)" gibi kavramların tartışıldığı panel ve oturumlardan oluşurken, üçüncü bölüm NATO işbirliği ile, tamamen spesifik bir konu üzerine odaklanmıştı: Afganistan ve Orta Asya. Konuşmacılardan bir kaçını saydığımızda, aslında, bunun gayriresmi NATO akil adamlar zirvesi olduğu bile söylenebilir: NATO Eski Genel Sekreteri Alessandro Minuto Russo, Türkiye, Bulgaristan, Romanya, İngiltere, Amerika, Fransa, Almanya ve diğer pek çok ülkeden eski Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Bakanlar, halen görevde olan NATO Strateji Geliştirme Daire Başkanı Albay Andrew Budd, ABD Berlin Büyükelçisi Philip D. Murphy gibi isimler konuşmacılar arasında idi. Oturumlardan bir kısmı Alman Parlementosunda, bir kısmı Alman Dışişleri Bakanlığı`nda, bir kısmı ise ICD Genel Merkezi`nde gerçekleştirildi.

Bilindiği gibi, 20. yüzyıl, özellikle de 1990`lı yıllar, Sivil Toplum Örgütü(ingilizce adı ile Non-Governmental Organization - NGO) kavramının gittikçe ivme kazanarak popülerleştiği yıllar. Daha sonra, Devlet Yönelimli Sivil Toplum Örgütleri(Governmental NGO) kavramı ortaya atıldı.

Devlet Yönelimli Sivil Toplum Örgütlerini kabaca, "devlet adına düşünce üreten sivil toplum örgütleri" olarak adlandırabiliriz. Amerika`da CFR(Council on Foreign Relations), Türkiye`de USAK ve ORSAM gibi Stratejik Araştırma Kuruluşları Devlet Yönelimli Sivil Toplum Örgütleri olarak adlandırılabilirler. Çalıştıkları alanlar genelde güvenlik, jeo-strateji ve diplomasi gibi, devlet dışında bir aktörün uygulamasının hemen hemen imkansız olduğu konular. Dolayısı ile, ürettikleri bilginin ilk adresi devlettir.

Institute for Cultural Diplomacy(ICD), adından da anlaşılacağı gibi, Kültürel Diplomasi konularında uzmanlaşmış bir sivil toplum örgütü(NGO). Kurucusu ve Başkanı Mark Donfried isimli genç bir aktivist. Kendi ifadesi ile, ICD`nin sponsoru ise, Rimann Vilnius isimli genç bir işadamı(şu anda hiçbir iş yapmadığını söylüyor).

ICD, web sitesindeki açıklamaları ile, "Kültürlerarası ilişkileri her seviyede destekleyerek küresel barış ve istikrara katkıda bulunmak amacı ile kurulmuş" bir oluşum. Bu amaçla, "Kültürel değişimi kolaylaştıran aktiviteler düzenliyor, teoride ve pratikte kültürel diplomasi kavramı ile ilgili çalışmalar yapıyor ve bu amaçla hem sivil toplum örgütleri hem de devlet kurumlarını destekliyor, yakın bir işbirliği halinde çalışıyorlar.

ICD`nin kurucusu Mark`ın kendisi reddetmiş olsa da, bir siyaset bilimci olarak, ICD`nin alanında bir ilk olduğunu düşünüyor ve ICD`nin "Çok devlet yönelimli Sivil Toplum Örgütü(Intergovernmental NGO)" kavramının ilk örneği olarak anılabileceğini düşünüyorum. Zira, "Sert kuvvet kullanımı(Hard power)", "Yumuşak güç kullanımı(Soft power)" ve "Akıllıca güç kullanımı(Smart power)" gibi konular üzerinde yoğunlaşan ICD`nin, ürettiği bilginin tüketicisi daha çok devlet aktörleridir. Dahası, tek tek devletlerin ve sivil toplum örgütlerinin de faydalanması muhtemel bilgiler, ancak, birden çok devlet ya da daha doğrusu, "Devletlerin oluşturduğu Uluslararası Organizasyonların" kullanımı ile anlam kazanabilecek bilgilerdir. Tek bir sempozyumda bile, ICD`nin NATO, Avrupa Komisyonu ve Alman Dışişleri Bakanlığı ile işbirliği halinde hareket ettiği düşünülürse, ortaya attığım tanımın, ICD için uygun olabileceği görülebilir. Toplantıda konuşmacı olan bireylerin %90`dan fazlasının eski bakan, elçi, bürokrat gibi devlet aktörleri olduğu düşünülürse, durum daha da açıklık kazanacaktır. Kısaca, ICD, kanımca, "Çok devlet yönelimli Sivil Toplum Örgütü(Intergovernmental NGO)" kavramının doğuşunu temsil etmektedir.

Kültürel diplomasi, yumuşak güç, akıllı güç kullanımı gibi kavramlar hakkında yazmayı başka makaleler ile sürdüreceğim. Ancak, bu yazıda, özellikle belirtmek istediğim başka bir husus var:

Sempozyumun üçüncü bölümü, yukarda da belirttiğim gibi, Afganistan ve Orta Asya hakkında, adeta NATO akil adamlar zirvesi idi.

tumgazeteler.com okurlarına, hemen oradan yazmak istediğim, fakat gerçekleştiremediğim çok önemli bir kaç gözlem, malesef daha ben gelmeden gündemin gerisine düştü: NATO`da büyük bir fikir ayrılığı ortaya çıkmış durumda. Hemen tüm oturumlarda, bunu çok belirgin bir şekilde gördüğümü söyleyebilirim:

Sempozyuma bir konuşmacı olarak katılan ABD Büyükelçisi Philip D. Murphy`nin, "Son raporlara göre, ABD Halkı Afganistan Operasyonu için yılda 80 ila 100 milyar dolar arasında para harcamaktadır ve buna rağmen Amerika Birleşik Devletleri istikrarı sağlamak için Afganistan`da ne kadar kalması gerekiyorsa o kadar kalacaktır" sözleri ...

Alman Parlementer ve konuşmacıların, "Afganistan meselesi hakkında kendi kamuoylarına açıklama yapmakta gittikçe daha zorlandıklarını, artık bir çekilme takvimi belirlemenin kaçınılmaz olduğunu" belirtmeleri ...

Dışişleri Eski Bakanımız Yaşar Yakış Bey`in "Afganistan`ı tarih boyunca pek çok büyük güç istila etmek istedi ve beceremedi. Son olarak Ruslar ve şimdi de Amerikalılar şanslarını deniyorlar" mealindeki sözleri dikkat çekici idi.

En ilginci ise, ABD Büyükelçisi Murphy`nin, konuşmacı olmadığı bir panele müdahale ederek, panelde konuşmacı olan FDP`li Alman Bayan Milletvekili`ne, parmağını tehditkar bir şekilde sallayarak konuşması idi. Sözleri çok önemli değil. Ama devletler arasındaki gerilim ortada idi. Bunu gördüğüm anda, basit bir çatlak olmadığını, çok yakın bir gelecekte, dünyada pek çok önemli gelişme yaşanacağını bir makale ile bildirmeyi düşündüm.

Son büyük gelişme, bu yazıdan önce gerçekleşti: Daha ben Almanya`dan dönmeden, hem de direkt olarak NATO, ABD ve Alman Ordusu ile ettiği sözlerden dolayı, Alman Cumhurbaşkanı Horst Köhler`in istifa etmesi(ya da ettirilmesi) oldu. ABD yanlısı gibi görünen konuşmalarının yanlış anlaşıldığını iddia eden Köhler, Alman tarihinde istifa eden ilk Cumhurbaşkanı oldu.

Bu gelişmelerin yoğunlaşarak devam edeceğini düşünüyorum. Sorun kanaatimce Afganistan ile de sınırlı değil. Sayın Yaşar Yakış`ın bilgeliğine ve nezaketine yaraşır şekilde yaptığı sunumda Afganistan`ın öneminin doğal zenginlikten değil, jeo-stratejik bir erişim noktası olmasından kaynaklandığını söylemesi önemli idi. Konumundan ya da nezaketinden söyleyemediği ise, ABD`nin Afganistan`ı "Orta Asya`yı kontrol altında tutmak amacı" ile işgal ettiği idi. Manas`daki askeri üs sorununu ve kargaşayı sadece hatırlatmakla yetindi.

Aynı durum Irak için de geçerlidir. Bir kaç ay önce, ORSAM`ın düzenlediği bir toplantıda, Irak Eski Başbakanı İyad Allavi`ye sorduğum ve cevabını alamadığım soru ise, ABD`nin Irak`ı demokrasi getirmek için işgal etmediği, tam tersine, istikrarsızlaştırarak bölgede kalmasını sağlayacak bir alan yaratmak amacını güttüğünün kanıtıdır: "Dünya basınında, Irak`ın ABD tarafından işgali sonrasında, 30 binden fazla akademisyen, profesyonel ve entellektüelin katledildiğini okuyoruz. Doğru mudur? Doğru ise, bu bir milletin beyninin ezilmesidir. Beyinsiz bir milletin istikrarı olmaz. Bu konuda üretilen politikalar var mıdır?"

Irak Ortadoğu`yu, Afganistan Orta Asya`yı, Açe ise Güneydoğu Asya`yı askeri olarak kontrol etmeye yarayacak bölgeler. Bu üç hayati bölgede de, bir şekilde kaos yaratıldı. İkisinde askeri kontrol noktası kurulabildi. Açe ise, kendisine "insani yardım" getiren uçak gemilerini karasularına sokmayı reddetti.

Kısacası, ABD`nin dünyadaki askeri hegemonyası, NATO içinde bile ciddi tartışmalara sebep olmuş durumda. Ne İsrail`in son günlerdeki azgınlığı, ne Alman Cumhurbaşkanı`nın istifası, ne PKK saldırısı, ne Baykal`a kaset komplosu, ne yıllardan sonra Kuzey İrlanda`da bir polis karakolu`nun IRA tarafından bombalanması, ne Avrupa`yı sarmakta olan ekonomik kriz birbirinden bağımsız olaylar.

Dünya yeni bir düzenin doğum sancılarını yaşıyor. Soğuk Savaş şartlarına göre tasarlanmış Birleşmiş Milletler Örgütü, NATO gibi kurumlar yeni koşullara cevap veremiyor. ABD artık tek küresel güç olmadığı gerçeği ile yüzleşiyor.

Bu sancılar artarak devam edecektir. Çatışmalar ve kaosun ardından yeni güçler net bir şekilde belli olacak, uluslararası örgütlenmeler bu yeni güç dağılımına göre şekillendirilecek ve dünya yeni bir istikrar dönemine kavuşacaktır.

Ve tartışmaların kalbinde bulunarak edindiğimiz izlenim, her ne olursa olsun, Türk Ordusu`nun güçlü kalmasının ne kadar önemli olduğudur. Türk Ordusu`nun gücü ve önemi, dünyanın en önemli kararlarının alındığı bu platformlarda çok daha iyi ortaya çıkıyor: Türkiye olmadan kimse dünyaya bir düzen getiremez.

Not: Bu yazının yayına koyulduğu günün akşamı, Japon Başbakanı Yukio Hatoyama`nın, ülkesindeki ABD üslerini kaldırma sözü vermesine rağmen kaldıramadığından dolayı istifa kararı aldığı haberi elimize ulaştı. Almanya Cumhurbaşkanı ve hemen ardından Japon Başbakanı`nın istifa etmeleri "Çok ilginç gelişmeler olacak" tezimizi doğruluyor. Gelişmelerin burada durmayacağını düşünüyor, okurlarımız gibi ilgiyle izlemeye devam ediyoruz.

Yorumlar

  1. İsmail agabeyyyy seni buldum valla ���� çok şükür başına bir iş geldi sandım en son baya bi şeyler yazmıştın tumgazetelerde bide feto 15 temmuz süreci en büyük madurlarındansın gerci ama neyseki sıkıntı yok inşaAllah. abi ben direk konuya girmek istiyorum bu feto konusunda birşeyi çok merak ediyorum ama öncelikle bu konuda bilgime ve kendime güveniyorum söylediklerini haddime değil ama okuyucun olarak acizane kendimve yuzde yuz tasdik ediyorum hatta tumgazetelerdeyken sana mail attım abi yaşadıklarımla ilgili sende bana sadece bir şiirle karşılık verdin ama suan hatırlamıyorum ve mailim hacklendi. Ama gene dibine kadar haklı çıktın. Ama kendi mailin duruyorsa mail adresimi hemen verebilirim. 2009 yılında fetöyü anlayan 2010 yılında çözen iradem dışında fatih ünide okuyan ümraniyede yaşayan bir allahın kuluyum. fetonun sohbetlerinin şifreli oldugunu anladığım ve içlerinden yetkililere yada yardımcılarına bir şekilde sorup öğrenmişim doğrudur cevabını almışım tabi okudugum myo dan 5.5 yılında mezun oldum tabi tehdit vs cabası yani çok sıkıntı çektim. Şunumda altını çize çize ekliyeyim bunların en buyuk yetenekleri insanı paranoya yapmak yada olduğuna inandırmaktır..

    Tum kalbimle yazılarına samimiyetine inandığım özellikle ailemi bile ikna edememişken herkes deli gözüyle bana bakarken fetoyu birtek senden keskin ve net şeklinde okudum Allah karşıma çıkarttı oyuzden buyuk cesaret aldım. Lakin şöyle bir durum var bilmem yukarlardan nasıl gözüküyor ama tabanda! bilinçli şekilde araştırarak hem yakınlarım hem vesile ile konuştuklarım dahil sonuç olarak birşeyi kesin bir şekilde anladım ki bunların hepsi aynı duyguda aynı düşüncede aynı sonuçta aynı beklentine aynı çıkarda hem geçmiş süreç için hemde herAn değişen gündem ve olaylar için ve işin garibi bu kişilerle haftalık konuşsanda aynı günlük konuşsanda aynı hep aynı tavırdalar kelimeler cevaplar hemen hemen %95 aynı bu nasıl olur ? Nasıl oluyor ? Bunlara gunluk haftalık vesaire birileri bir dersmi veriyor kulaklarına birşeyler mi üflüyor nasıl oluyor aklım almıyor bi yol göster abi

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Visual proofs of Hohha Dynamic XOR Encryption Algorithm

Anayasa'da, "Hukukta toplu sorumluluk"